Beni bir ben bilirim, bir de Yaradan, Bana bir ben lazım, bir de anlayan!
SEVGİ / li YAŞAM
Şu dünya denen çetrefilli mekâna doğum ile bir kök salar insan… büyür, gelişir, yaşar ve zamanla ölümün kucağına düşer o da her canlı gibi. Doğanın kanunudur bu; yaşamak ve nihayetinde ölmek… dünya hayatına bir vedadır ölüm. Ve bilinen, bu şüphesiz gerçek her an yanı başımızdadır.
Kimi insanlar için bu dünya hayatı kısa, kimi insanlar içinse oldukça uzundur… Bu süreci manen belirleyen ise insanın ta kendisidir, ruhunu doyurabilen bir kalp, bir beden için dünya hayatı bir işkenceden ziyade keyifli bir mekân halini alır.
Hayatın tadına varmak ve o tadı yaşamak öncelikli olarak sevgi ile başlar… Günlük yaşamda sevgi duyduğumuz pek çok şey vardır. Mesela, bir insanı severiz bu bir dostumuz olabilir, bir çiçeği severiz; komşumuzun balkonunda her sabah o sevimli renkleriyle bize tebessüm eden bir çiçektir bu, bir kuşu severiz nazlı nazlı konar ağacın dallarına ve ötüşür muhabbetle, bir böceği severiz aheste aheste sürünmektedir yaprağın bir ucundan diğer ucuna yolu uzun ve çetindir, onu seyre dalmak dahi tebessüm katar yüzümüze… Sevgiyle beraber muhabbet duyarız muhatabımıza.
Ki zaten sevgi, insanı tebessüme teşvik eden yegâne duygu değil midir? Sevgi inanmaktır. Hayata tutunmanın adıdır sevgi. Yüce Yaratıcının insanlara sunduğu eşsiz bir hediyedir. Sevgi kalbin en temel ihtiyacıdır. En kalpsiz sanılan insan dahi duygu barındırmaz mı yüreğinde ve bir parçada olsa hayata tutunmasını sağlamaz mı içindeki sevgi? Kalpte yitirilen her sevgi bir insanı kaybetme ile eşdeğerdir. Ve insana verilebilecek en büyük cezadır; sevgiden yoksun bir ortamda yaşamını sürdürmek. Çünkü; insan sevgiye muhtaçtır, daha da ötesinde sevmeye de muhtaçtır. Sevilmeye ve sevmeye olan ihtiyaç gayet tabii insani bir duygudur.
Hayvanlar,dağlar,taşlar,bitkiler,denizler,karalar…her şey içerisinde sevgi barındırır. İnsan hayatı sevmeğe doğayı sevmeyle başlar… Güneş her sabah penceremize sıcacık umuduyla merhaba der ve bizi her gün yeniden sevgiyle diriltir hayata. Yağmur, ılık ılık yağar ve her damlasında rahmet eker yüreklere, ardından güneş ışıltısıyla göz kırpar, gökkuşağı en içten tebessümü sunar can alıcı renkleriyle. Doğayı sevmek hayatı sevdirir insana…
İçinde kirlenme korkusu barındırmadan çimenlerin üzerine uzanıp gökkubbeyi seyre dalmak gibi…ve o doyumsuz hazzı iliklerine kadar hissetmek, doğayı sevmek ve yaşamdan tat almak.Geceleri, gökyüzünde danseden yıldızları seyretmek ve onların bu dansına segiyle eşlik etmek gibi…
Esasen sevgi; yaşamın tek sebebidir ve aslında var olan her şey sevgi üzerine kurulmuştur hayatta. Kışın ayazında bir yudum sevgiyle buluruz içimizi ısıtan sıcacık güneşimizi ve renklerin en güzeline sahip çiçeklere sevgiyle dokunuruz. Yaşamdan tat almak istiyorsak hemen yanı başımızda duran sevgiyi keşfetmeliyiz. Hayat aslında sandığımızdan çok daha kısadır.
pinhan
MEMLEKETİM
Memleketim…
Ah memleketim!
Ne sensiz oluyor ne de senle
Ne içine alıyorsun, ne dışına atıyorsun
Her şey sokaklarında yaşıyor seninle
Kilitli taş döşemeli sokakların, kimi zaman hüzün kokar, kimi zaman bayram
Bazen bir gelinin zılgıt sesiyle inler caddelerin, bazense bir annenin kaybettiği yavrusunun ardından yaktığı ağıtlarıyla
…
Seni yaşayan bilir ancak
Dağkapı’da simit satan çocuklarını
Balıkçılarda çıplak ayaklarla saatlerce mendil satan yavrularını
Her zerresinde tarih kokan ve peygamberlere ev sahipliği ettiğin o eşsiz zamanlarını
Ulu Cami şadırvanında uçuşan güvercinlerini
Gökkubbeden rahmet yağdığında çocukların koşarak altına sığındığı dörtayaklı minareni
...
Seni yaşayan bilir ancak
İçimi her acıttığında kaçıp gitmek isteyişimi
Ve sana olan bağlılığımı
İstesem de sana kızamayışımı
Ne şehirsin ey bitmeyen sevdam!
Seviyorum seni ve özlüyorum; caddelerini, sokaklarını, yağmurunu, çamurunu, soğuğunu, kış gecelerini…
Yazından şekva edip kışını hasretle beklemeyi ve kışın geldiğinde yazını özlemeyi
Yazını özlüyorum, kavuran sıcağınla dolaşmayı meydanlarında
Ve içimi ısıtan ılık rüzgârını
Özlüyorum, toprağını, taşını, toz kokan meydanlarını
Yağan yağmur altında saatlerce şemsiyesiz dolaşmayı özlüyorum sokaklarında
Ve seni özlüyorum
Bilmem ki ne zaman son bulur sana olan bu hasretim?
Peki sen, sen de özlüyor musun beni? Kavuşmayı hasretle bekleyen beni?
pinhan
…
YÜREK SIZIM
Ne de çok alışmışım gökyüzüne…
Geceleri hüzün değiyor yorgun yüreğime
Karanlıklar çökerken ruhumun üstüne,
Şafağa kırık dökük bir ben kalıyorum.
Eşikte bekleşirken yarım yamalak sözlerim,
Besmeleler biriktiriyorum nâçar yüreğimde.
Avuçlarım semada, dilim duâda…
Gözyaşlarım yıkar yüzümü damla damla.
Ruhum zifiri karanlık,
Gaflet uykusundan uyanmak ister.
Acziyetini görüp, ahu zâr eder.
Zahirden batına akıp gitmek ister.
Şimdi bir kor var yüreğimde…
Bir acı yakarış dökülür kalbimden dilime,
Ki har olur sızlar en derinlerimde;
Düştükçe aklıma bir cemre vakti tefekkürlerim.
pinhan
DERİN KARANLIKLARDA GİZLİ MİNİK BİR YÜREK
Sokağın en tozlu köşesinde oturmuş, oynayan yaşıtlarını seyrediyor küçük kız. Üstü başı toz toprak içinde, özensizce giydirilmiş, saçı başı dağınık, minik elleri ve ayakları yara bere içinde.. bir okadar mahzun…
Ürkek ürkek bakıyor gözleri, ansızın elleri korkuyla gözlerine kapanıyor… öyle ki; gözünün gördüklerine şahit olmaktan kaçar gibi… minik parmaklarının arasından bakmayı tercih ediyor sonra…
Çaresizliği, hüznü ve yaşadığı acılar kolaylıkla okunuyor korkulu bakışlarından. Saklamak istediği gözleri mi? Yoksa görmek istemedikleri mi? Belirsiz…
Farklı bir çocuk O…
Karşısında neşeyle koşup oynayan yaşıtları gibi oynamak yerine; yalnızlığını kendine yâren edip onları seyretmeği yeğliyor. Seyre dalıyor küçük gözleriyle onları… Gözleri küçük belki, ama Dünya’ya, o her ne kadar çabalasa da anlamlandıramadığı o dünyaya bakan yüreği kocaman..!
Yorgunluğu ve halsizliği titreyen ellerinde aşikâr. Çocukluğu, sırtına abanan yükten kamburlaşmış… Fakirlik ve kimsesizlik onu çocuk olmaktan çok uzaklara itmiş. Küçük bedeni olgunlukla erken tanışmış ve bu tanışıklılığa tanıklık eden zaman dahi memnuniyetsizliğini içerlemiş, hayata çaresizce…
Tattığı acılar ruhuna gizlediği sandıklarda kilitli, fakat henüz tatmadığı acıları ise boğazına düğümlemiş sözlerini…
Çoçuk daha O, minik bedeni öylesine masum, öylesine kırılgan ve hayata karşı savunmasız, bir o kadar da çaresiz… Belli belirsiz uzaklara dalıyor korkuyla bakan gözleri… Kızıyor dünyaya, hayata yükleyemediği “ o” derin manayı anlamaya gayret ediyor, çabalıyor, fakat olmuyor bir türlü algılayamıyor insanlardaki bencilliği, benliği, ben merkezciliği… Karmakarışık oluyor zihni, yoruluyor…
Savuruyor, beyninde gezinen tüm anlamsızlıkları ve cevabını bulamadığı tüm soruları… tıpkı kendinin savrulduğu gibi, bir tarafa itildiği gibi itiyor o da hayatı ve savuruyor benliğinden bütün cevapsız soruları...
Kaçıyor hayattan… Minik parmaklarıyla tekrar kapatıyor gözlerini,” görmemek en iyisi” diyor hayatı!.. Sığınıyor kendi gibi küçük karanlığına…çaresiz…
pinhan
BOŞLUKTA BİR SUS
Kalbim en suskun hallerinde,
Dilime vurdu yine sus kelepçesini.
Konuşmaktan yorgunum,
Susmaya çaresiz…
Lâl olmuş kelimelerim biçâre...
Sükût ile hemhal oldum.
Boşlukta
Bir
Sus!..
Revamıdır bilmem ki acep?
Konuşmaya susum.
Başucumda saklıyorum yarım kalmış hecelerimi…
Şafağı bekler gibi bekliyor,
Bir suskuda kilitli kelimelerim..
Perdeleri örtülü cümlelerimin…
En sesli çığlıkların arefesindeyim…
Ey boşluktaki
Sus!.
Şimdi sen söyle…
Susuşum yeter mi?
İşittin mi sükûtumu?
Avazım çıktığı kadar haykırdım sana,
Sus dolu cümlelerimi!..
pinhan
DEHLİZ ZAMANLAR
Ne içindeyim zamanın,/ Ne de büsbütün dışında;
Yek pare, geniş bir anın / Parçalanmış akışında.
A.H. T
Ayrılığın, hüznün ve özlemin doruğunda bir gün…Valizler usul usul yerleştirilirken otobüsün bagajına, ne çok şey anlatırlar aslında… Ayrılığa ramak kalmış hayatlar, bir valize sığdırılmış hikâyelerle dolu…
Valizler yerleşir bagajlara ve sıra, sırası gelen ayrılıklara bırakılır… O hiç bitmeyen veda anları; çaresizce söylenen birkaç kelimeden ibaret…
’’Bak , zaman yine üstün geldi bize, aktı geçti kıyımızdan…’’
Bakışlar birbirine çarpar yalpalayarak… Bir daha hiç çözülmeyecekmiş gibi sarılır kollar ve kucaklaşma merasimi başlar… Bir şeyler daha söylesem diye düşünülür; fakat askıda kalan her söylenesi söz için bir çizik daha atılacaktır o kalbe… Susulur; inatla ve sabırla susulur.
Ve bende sustum işte, sabır dolu susuşum ayrılığa gebe iken… Nihayetinde ayrılık vakti… Otobüs harekete hazır artık
.-“Gitme” desem… “ şimdi gitme”… dinler mi?
Gelse, kucaklasa, tekrar sarılsam doya doya ve belki, belki de… Bir masal saysam bu anı diye düşlerken; ansızın kalkan eller oluyor sallanmak üzere, öne düşen ise baş… Söyleyemediklerim asılıyor beynimin darağacına. İki dudak ötede biriktirdiğim cümleler şimdiyse dehlizlerde… Başımı hüzünle kaldırıyorum, bakışlarım son kez değiyor bakışlarına… Dilime ümitsizce gizlediğim ve suskuma yenik düşen o kahredici kelime düşüyor dudaklarımın ucundan…
-“Elveda” diyorum.
Ve hemen ardından kışın, ayazın o deli soğuğuna aldırmaksızın okşuyor yanaklarımı sıcacık gözyaşlarım.”Beni bu kentte bir başıma kodun ve gittin “… İçimde biriktirdiğim ve yük saydığım o bir türlü söylenemeyen tümcelerim akıyor birbir gözbebeklerimden ve düşüyor her damlası kalbimin orta yerine…
Bi dolu Eylüller geçiyor yüreğimden, ayrılığın, hüznün ve sessizliğin izleri kalıyor… sen gidiyorsun, beni bir eleme emanet edipte gidiyorsun… Gitmesen belki… ve ayrılık olmasa gözlerimden akan, sen sevinçle yıkasan onları…
Hadi birazcık cesâret…
Cesâret kalbim cesâret!
Yok… Yaz günü kışı yaşamak; güneşte üşümek bu… Hızla akan zamanın içinden sıyrılıp ötelere dalmak, bir muammanın tam ortasına…
Omzumda bir el…
-“Geri gelecek üzülme” diyor.
-“…”
Söyleyenin kendisinin dahi inanmadığı gözlerinden okunan bu cümlesi ne kadar da yavan kalıyor. Ben uskunum… Giden yarımın ardından ağır aksak adımlıyorum şimdi yol boyu kaldırımları… Her adımda parçalara bölünüyor kalan yarımım… Sen gittin ben yarımım…
pinhan
Geceye inat uykusuzluğum;
Yüz bulan zamana kaşı yine dimdik ayakta.
Yitik bir anımdı aklın en ücra köşesine sıkışıp kalan
Bitenlerin ardından dökülen bir çift gözyaşımdı yürekte sızlayan,
Belki de bitmişliğin ızdırabıydı acıyla dolu uykularımı bölen kâbuslar.
Oysa karalığın ardında aradığımdı aydınlık…
Zamana yenik düşüşlerle dolu pişmanlığımda.
Bir vahayı andıran seraptı artık mutluluk,
Bitişlerle yüklü hayat denen kör kuyuda…
pinhan